6 Haziran 2013 Perşembe

Hüseyin abi

İkisi de kollarını önlerindeki koltuklara dayamışlar, konuştukça ellerini sallıyorlardı. Ben gelince ikisi de çekti ellerini, hangi koltuğa oturacağımı beklediler. Pencere kenarı - güneş çok aldatıcıydı o gün. Öyle bir gün için talihsiz bir seçim. Zavallı genç adam uzun bir süre elleri kucağında oturmak zorunda. Yaşlı adamın elleri siluet halinde arada bir gözlerimi taciz ediyordu. Göz önce silueti fark eder, cisim görüş alanına girdikçe rengi algılar. Lise biyoloji dersinden kalma kırıntılar. Yaşlı olanın sesi yüksekti, genç adamınki daha yumuşak ve sakin, otobüste bir tanıdığıyla karşılaşıp yan yana oturmak zorunda kalan her insanınki gibi.
Öyle kaçmakla olmaz ki. Bir iki sakinleştirici söz söylemek lazımdı halka. Yazık, yazık. Genç olan alışveriş merkezinde inecekmiş. Son durakta. Daha bir saati var en iyi ihtimalle. Başka bir alışveriş merkezinde çalışan bir arkadaşı ayarlamış işi. Gitmiş bakmış, ortam iyiymiş, çalışanlar da hep genç insanlarmış. Hem boş boş gezmektense… Sıkılıyor insan. Alışveriş merkezi. Adam nereye gidiyordu? Kızılay'a. Kızının dersanesine, taksidi yatıracak. Kızı sekizinci sınıfta. O kadar oldu mu? Oldu tabi. Eee, Mustafa'nın kardeşi de büyümüş işte. Üniversitede olması lazım, geçen sene sınava girecekti. Mustafa'yı da dün uğurlamıştık sanki, dört yıl oldu neredeyse. Ama oralarda duramaz Mustafa, sevmiyor İzmir'i. Buraya dönecekmiş, iş bulacakmış, ev tutacakmış. Yaşlı adam Antalya'da oturmuş on beş sene. Antalya da çok sıcaktır ya, yaşanmaz orada. Antalya'nın sıcağından değil de, insanı iyi değildi. Tanıdık yok ki hiç. Burası öyle mi? Yolda kaç kişiyle selamlaşır insan. Eskiden daha iyiydi tabi, gecekondu zamanlarında. Herkes birbirini tanırdı birbirinin yardımına koşardı. Şimdi apartmanda kaç kişiyi tanıyor insan? Gerçi sizinki öyle değil. Evet, değil, sekiz daire var tanıdık hepsi, bi siz yoksunuz. Ne çabuk geçiyor zaman.

- Hüseyin abiyi özledim ben, napıyor ki? Okey oynamayı özledim Hüseyin abiyle. Batak da oynardık.
- Hep yenilirdi ama yine de devam ederdi oynamaya. Hiç bırakmazdı. Ama hayat böyle, bazen kaybedersin.

Yerimde kıpırdanınca yanımdaki kadın döndü bana
- İnecek misiniz?
- Hıhı. Konuşamayacak kadar yorgunum.
- O zaman dur şuradaki bayana söyleyeyim de o otursun siz kalkınca.
Kapının önünde ayakta duran kadına el salladı dikkatini çekmek için. "Buyrun buraya, boş" Yerimden kalktım, benim yerime oturacak olan kadınla koltukların arasında sıkıştık bir an. İki dakika bekleseydin kalkmamı be kadın. Düğmeye bastım. Benimle aynı anda kapının önüne gelen yolcudan önce. Otuzların başında esmer bir adam, o da bazen kaybetmiş. Dönüp arkamda oturan iki adama baktım. Yaşlı olan o kadar da yaşlı değilmiş aslında. Emekli olunca yaşlandığını sanan tiplerden. Genç adam gülümsüyordu konuşurken. Yorgundu. Çocukluğunu hatırlayan insanlar gibiydi gülümsemesi-ancak çocukluk gibi masumca bir şey hatırlandığında nasıl gülümserse insan, öyle.
Gözleri maviydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder